20071231

2008 aradı, yoldaymış

2007'yi kapatırken gözlerim eski seneyi beli bükük bastonlu bir amca, yeni yılı tüyü bitmemiş bir yetim olarak resmeden karikatürleri aradı. neyse ki yoklar. o zaman bu 2007'nin son mesajı oluyor, öyle mi? hiç belli olmaz! bir kerecik yılbaşında ben de coşayım, eğleneyim dedim, artık ayın 31'ine final mi koymazlar, arkadaşın mı zehirlenmez... ilginç şeyler. üzerime oynadılar. bu blogu 2006'da açmıştım. güzeldi başlarda. sonra birgün baktım sadece benden bahsediyor, anlatım da zayıf geldi, sildim. yedeğini almayacak kadar da şapşalmışım. sonra bir daha açtım sanki, sonra bir daha, emin olamıyorum. şu an iyi gidiyor. her ne kadar eski kitle beğenmese de onların gözünü bir adet butik blogla doyuruyorum nehehe yılın en iyilerini seçecektim aslında ama tembelim. onun yerine 2008 için pıreviyuv veriyorum:
  • her hafta sevdiğim bir blogu tanıtacağım <3>
  • internet ve programlar hakkında konuşup g33k olmaya yaklaşacağım o_o
  • tuvaletle ilgili gerçekçi bir yazı yazıp tabuları yıkacağım ^.^
  • kafam bozulursa yine sileceğim herşeyi >:D
  • hiçbir temele dayanmayan eleştiriler yazacağım ;)
falan... hepinize iyi seneler diliyorum__ ---------------- yazarken çalan: Brazilian Girls - Sirènes de la Fête

20071229

kan var mı kan?

> geçen yurtta yatıyordum ama uykum gelmedi, oyun oynuyorum. çenemde bir ıslaklık. sürüyorum elimi. az sonra yine bir ıslaklık. yine sürüyorum. üçüncü kereden sonra noluyor lan diye ışığı açmamla elimin kana bulandığını görmem bir oldu. komik olan akan yeri bulamıyorum. akacak kan damarda durmaz derler ya, ufacık bir çatlaktan pekmezim akıyor şırıl şırıl. kolonya falan sıktım öldü orası. güldüm gece gece. > kediler... kedilerle mesafemi hep korumuşumdur. eve dönecektim, bilet bulamadım, beklemem gerekti. içersi bunaltıcıydı dışarıda bekleyeyim dedim. hava soğuk. tombik bir kedi geldi. hayatımda ilk defa kedi seveyim dedim. kalktı masaya zıpladı ordan üstüme. kucağıma, montumun polarımsı dokusuna kuruldu. lan üzerimde kedi var kocaman. kedinin yavşağı da böyle oluyormuş demek. herkes bana bakınca utandım ve 'ay üstümü pisletecek şimdi, pist, kalk lan' nidalarıyla kediyi itterikledim. gitmedi. ayağa kalktım. düştü gitti. önceden armor piercing patilerini etime geçirmeyi ihmal etmedi ama. > mcdonald's. okuldan eve gelirken uğrayıp klasik paketimi hazırlatmayı adet edindim. ama bu hafta yerinde gitmeyen birşeyler vardı. çalışanlara ya komik olacaksınız diye brifing vermişler ya da prim dağıtmışlar bilemiyorum, bir mutluluk havası, espriler uçuşuyor. mc çalışanı: evet dostum sen ne istiyorsun? berk : iki hamburger bi büyük patates paket olsun. mc: n'apalım? b: ehe (final dönemi sonrası her tür kötü muameleyi kabul eden özürlü sırıtışı) sadece bizim burdakinde mi böyle acaba? şu caddeye açılmadık bir burger king kaldı, kurtulalım bu azaptan... > dilencilerden nefret ederim. dilenciden daha çok nefret ettiğim şeyler yancılar ve sinyalcilerdir. dilencilere para vermem. ama geçen verdim. neden? çocuk çalışıyordu. hayır overpriced selpak satan zibidilerden bahsetmiyorum. çocuk yerde para arıyordu! yerlere bakarak geziyordu. cebimden çıkan ilk bozuk parayı verdim. ekmek alacağını iddia etmişti zaten, yeter o kadar. > bir de tüm gün istanbul sokaklarında arabalarıyla gezen çöp toplayıcılar var. çingene olanlardan bahsediyorum. çöpleri geri dönüşüme götüren eko sistemin gizli kahramanları. onlara saygı duyuyorum. çöp toplayıcılar > greenpeace. > kanlı el, kucaktaki kedi, mcdonalds, dilenciler, çöpçüler. hepsinin ortak noktası anlatılmaya değmeyen hikayeler olması. anlatacak kadar ilginç şeyler olmuyor hayatımda. ama anlatacak birşeyim yoksa anlamsızlaşacağımı da biliyorum. nasıl derler barbar krallar: adama bir altın verip evine yollayın. artık anlatacak bir hikayesi var. ---------------- yazarken çalan: Simian mobile disco - Scott

20071225

çok pis ikibinsekiz

yayındayız, başla! 1) çok pis finaller bayramın bitmesiyle başlayan finaller diğer üniversitelere ait öğrencilere oha dedirtti. ilk sınavı bayramın ertesi günü, son sınavı yılın son günü olan berk odasında ölü bulundu. yine uyumadı, final sabahı kalkıp iki saat çalışarak gitti, soğukta titredi. 2)çok pis arşiv bulduğu güzel bir poroğram sayesinde blogların arşivini alabilen berk bugün yaptığı basın açıklamasında isteyene bu konuda yardım edebileceğini belirtti. katılım şartı: blogunuza bugüne kadar yorum yazmış olmam yeterli ^_^ Aşağıdaki gibi olacak, png dosyası (tabi benim yorumlarım olmayacak:) ve 2008'in ilk günlerinde belirttiğiniz maile postalanacak ._.

20071223

hayalet hikayeleri

yarım saattir öyle bir haldeyim ki, biri arkamdan gelse böh dese başımın tavana vuracağına inanıyorum. internette gezerken hayalet fotolarıyla ilgili bir site buldum. genelde spoof kokar böyle şeyler ama adamlar bu gerçek olamaz demiş bazılarına, ordan gönlümü aldılar biraz. neyse ben 'aa bu sahte, bu gerçek olabilir, lan lense parmak dedirmişsin' diye resimden resme geçerken tansiyon biraz yükselmiş farkında olmadan. neden yükselmiş, zaten ufaktan sızmışım, soğuk pizza yiyorum, winampta air dönüyor. virgin suicides albümü. ben bazı şarkıların isimlerini vereyim siz anlayın içinde bulunduğum halet-i ruhiyeyi. ulan ruh dedik yine bak -_-' cemetary party | dark messages | ghost song | empty house | dead bodies | suicide underground ki aynı ada sahip filmi izlediyseniz/kitabı okuduysanız atmosfer bin beşyüz. tavsiyemi de verdim arada. ben veletkene bazen halamla babam eskiden konuşmaya başlar, yanılmıyorsam teyzelerinin köşküne kalmaya gittiklerinde olan bir takım olayları çıtlatırlardı birbirlerine. ama ufağım ya ben, anlatmazlardı. 'anlatırsam gece uyuyamazsın' derlerdi. sonra ben büyüdüm doğal olarak. onlar da anlattı. bostancı civarlarında, o zaman tarla etraf, şimdi yıkılıp üzerine apartman çıkılmış bir köşkte gerçekleşiyor olay. bizimkilerin ya teyzesi bu köşkün sahibi hanım ya da rahmetli babaannemin teyzesi. kendisi mürebbiye. neyse efendim, bu evde kalanlar çeşitli deneyimlere maruz kalıyor. öncelikle evin huyu belli olduğu için herkes kapısını kilitleyip yatarmış. köşkün ana giriş kapısı da sürgülenirmiş doğal olarak. lakin gecenin bir vakti, köşkün içindeki merdivenlerden gıcırtılar duyulurmuş, biri aşağıya iner gibi sesler. görüntü yok. ve köşkün sürgülenen o kapısı her sabah sürgüsü çekilmiş ve açık halde bulunurmuş. anlatıklarına göre bir rum kızı intihar etmiş o evde, sevgiyle ilgili sebeplerden. çok kişi gidildiğinde kalmaya, amcama odalarda yer kalmazmış yatacak, onu pencere önü bir kanepeye yerleştirirlermiş alt katta, ödü koparmış bişey olacak diye. bu hikayeyi hatırladıkça hüzünlenirim nedense. olağan birşeydir, genelde yazlık yerlerde yapılır, gece vakti toplanırsınız, o gece de herhangi bir gecedir ama artık sıkıntıdan ya ruh/cin çağırılır ya da korku hikayeleri anlatılır. birincisine asla girişmedim. bir takım tanıdığımız yapmış bu işi, yaşları otuz civarıyken, işin ortasında bir kısmı caymış, odadan en son çıkan iki kişininse yüzünün kireç beyazı olduğu anlatılır ortamlarda. ne gördüklerini de tasnif etmişler ucundan ama ben hiç girmiyim, hikayenin hikayesinin hikayesi olacak. ikincisi, dönem dönem başıma gelen birşey. dinlemeyi de severim. ama abartılırsa bir süre sonra insanın vücudundan kan çekiliyor, üşüyorsun. hele gece sahilde yapılıyorsa bu eylem, çok daha etkili. ve hep biri çıkar der ki 'hadi bırakalım burda yoksa ben bu gece uyuyamayacağım.' oysa o gecelerin hepsinde üç buçuk da atılsa mışıl mışıl uyunur. uyumak varken bir de uyanamamak var. karabasanda çok tartışılır ama çok saçma birşeydir aslında, uyku bozukluğu tamamen. bugün berk yesin tatlıları, akşam beşte yatsın uymaya çalışsın al sana karabasan. liseye yeni geçmiştim, hergün karabasan denilen olayı yaşardım, alışmıştım artık. geçmesi için sakin olup uyurdum tekrardan. şöyle bir kötülüğü var ki, odaya birisi girer bazen, seslenmek istersiniz, olmaz. o adamı gerer işte. birde karabasan halindeyken birisi sizi uyandırmak isterse çok sakat olur gibi geliyor, neyse ki başıma gelmedi. eheh alacakaranlık kuşağına döndürdüm. geleneği bozmayalım. hikayeniz varsa yorum bölümünde anlatınız. gece uyuyamayalım hep beraber <3

20071221

arabamız uçar gider

veletken yaşanan tecrübelerin bazıları geri kalan hayata ürkütücü previewlar şeklindedir. hala yapmadıysan yukardaki şarkıyı başlat. anlatacaklarım var. geç gelen yaz tatilimi, yoksa göçtüğün yerdeki bir akrabanın vefat etmesi mi? her zaman uzun bir yolculuğa sürüklenme ihtimalin vardır. ve yeterince küçüksen... buna gücün yetmez. miden bulanır. uykun gelir. arka koltukta uyuyakalırsın. ya gecedir, ya da kurşuni renkler hakimdir çevreye. her tümsekte uyanırsın, beş saniye geçmeden yeniden dalarsın. dik duramayan kafan omuzlarına düşer, mücadeleyi bırakmadan hep düzeltirsin. ve her benzincide, usanmadan aynı soruyu sorarsın: geldik mi? çünkü direksiyonun önündekilerin elinde olduğunu bilmesen de bilirsin. geldiğinde; yolculuk biter. hayır sembolizmle alakası yok, istersen herşey bir semboldür.

20071220

20071219

drama

yanlış kullanılan icatlar no1 üye olurken internete erişimi olan her türk vatandaşının peşimden geldiğini bilmiyordum hakim bey, suçsuzum. 89 iğreti davetiyeden sonra facebook bir kez olsun benim tarafımdaydı, öpücük göndermeyi de ihmal etmiyordu, ona cevabım 'öptüm bye' oldu. lağımda pandaya son!
düşünün. yatırımcısınız. vidanjör hizmetleri sağlıyorsunuz. firma adınız aysberk ve logonuz bir panda. kaybetmeye mahkumsunuz değil mi? tabi ki hayır! üniversitemiz size iş imkanı sağlayacaktır. şimdi çeşitli iso sertifikalarıyla aysberk diyor ki: lağımda panda problemine son! sonsuz tembelliğimin arasından bir an olsun başımı kaldırıp deviantart ve flickr'a birşeyler yükledim,yüklemeye de devam edeceğim bir süre. malum daft punk konserinin ham fotoları için flickr, ellediklerim için deviantart plix. daha tam bitmedi ama yorum almak hoş olabilir.

20071217

üçü çocuk beş kişi öldü

beş altı yıl önce televizyondan uzak durmak gibi hoş ve yerinde bir karar almıştım, hala arkasındayım. hayır bunu iddia eden birçok kişinin yaptığı gibi content-filter da uygulamıyorum ben, cnbce gibi trendy kanalları bile izlemiyorum. tv benim istediğimi gösterecek! ister dvd çalar ister oyun konsolu bağlayayım, başka işe yaramasın. ve ne mutlu ki ne zaman televizyona baksam bu seçimimi gönülden destekleyen sekanslarla karşılaşıyorum. bugün de oldu: fox adındaki tgrt'nin amerikan sermayesiyle daha ucubeleştirilmiş halinde bir dizimsi dönüyordu: adı altta yazıyor: oks anneleri. yani ortaöğretim geçiş sistemi anneleri gibi birşey. iki dakikada anlayabildiğim kadarıyla konu; sınava hazırlanan üzgün bir kız çocuğu var (ilerde sample makyajı ve kareli pantolonuyla kadıköyün malum sinemasının önüne çömecek cinsten), sorunlu anne-baba (ki en az yarımızda bunlardan vardır), birlikte dershanenin yolunu tutuyorlar. sonra iki tane hoca geliyor, birisi velilerle diğeri başka sınıfa çekip çocukla konuşuyor, bölüp yokediyor. burada beni ilgilendiren kıza söylenenler. rehber öğretmen diyor ki: 'bundan sonra yapıp yapmayacaklarına biz karar vereceğiz, tuvalette harcayacağın zamanı bile beraber kararlaştıracağız.' sonra tahtaya gidip tebeşirle yazıyor - sonra da altın cümleyi söylüyordu:
açık kalan televizyon dünyanın en kötü şeyidir.
sınav sistemi hakkında bir televizyon eleştirisinde televizyon hakkında bir geri eleştiri.

ararken

ne kadar yazmak istesem de yazacak şeyim yok. sebebi dışarıda fink atmam. peki ben üç gün evden çıkmadığım zamanlarda neremden anlatacak şeyler uyduruyordum ya da sokak ilham değil midir bunlar da soru işaretleri. bugünlerde kurcaladığım 3 mevzu var.
  1. tüketim-üretim
  2. insan ilişkileri
  3. özgürlük|kader kavramı
bu arayışlarda sonuca ulaşmak imkansız gibi. ancak kendi doğrularını yaratıp bir yerde duruyor insan. tozların çökmesini bekliyor. not: beowulf diye bir animasyon var. izleyeceğiniz tutarsa 3d destekli salonda gidin. notun spoiler'ı: filmde ne kadar mızrak ve ok varsa sağınız ve solunuzdakine saplanacak, rahat olun.

20071215

birşey anlatmama sanatı

berk adam 1986-2086
>etrafımdaki insanlarla iletişimim all-time-low diyebileceğimiz konuma doğru hızla ilerliyor. artık birkaç kişiyle düzenli olarak görüşüyorum, belki de oluru bu ama ne zaman aklıma uzunca görüşmediğim (ve sevdiğim) biri gelse üzülüyorum. ardından bu kişilere msn, mail yoluyla sitem etmek gibi ucuz hareketlere girişiyorum. madem az görüşüyoruz kapayalım bu defteri mesajını verme çabasına girmem için komutlar yolluyor kalbim ama bunu yapmam. eskilerden birisini gördüğüm zaman o dostluğu saniyede canlandırmak hayatta tadılması gereken hislerden biri. 15 dakika sonra ayrılırkenki soğukluk da öyle. yakınımdan sıcak birşey geçti ama şimdi yine üşüyorum. ilk başta bunun sebeplerini okul yüzünden sürekli olarak şehir değiştirmeme verdim ama şimdi baktığımda bu bahane türetmeye giriyor. aynı şekilde arkadaşlarım da türetmeye başlayınca kopukluklar yaşanıyor. buna bir dur demeye karar verdim ve her zaman doğru kararlar alan bir insan olarak (!) validenin huzuruna çıkıp şöyle dedim: -anne ben yeni arkadaşlar bulcam -.-' -oğlum daha eski arkadaşlarını halledemiyorsun yenilerini napacaksın? (güldü bi de) >boksörler yenilince daha bir muzaffer gözükmüyorlar mı, yerden kalkarken ben nerdeyimli bakışlarıyla? okulda boks kursu vardı. tuttuğum bir takım insanın da özgeçmişinde bu spor dalı olunca (mesela bir robert e. howard aklıma geldi şu an) özendim. bu sefer de pederin huzuruna çıktık: -baba boks varmış başlıyım mı? -burnunu düzeltirler. çok dayak yersin. >ne istediğini bilen biri olmak isterdim. belki o zaman kafamı birşeye takar, takıntılı biri olur, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. >son olarak: şu an odamda bir kuş var -_-'

20071213

herşey yolunda! ._.?

>dün okula giderken önümde sırtında çanta taşıyan bir velet(kiddo) vardı. kiddoya bakınca gördüm ki, o da sırtında çanta okula gidiyor, ben de. fark; benimki iki saat sürüyor. sonuç: büyüdükçe mesafeler artıyor. >hastaneye gittiğimde hemşire sormuştu 'daha önce geldiniz mi, kaydınız var mı?' diye. '21 sene önce gelmiştim.' dedim, 'burda doğmuşum.' Geriye baktığım zaman, bu 21 senede yaptığım elle tutulur birşey göremiyorum. hala, hiçbir dalda, adımla anılacak kadar iyi değilim. ve bu beni geriyor. bu bir kimlik problemi, benim gibi fazla elitist insanların başına gelen. nedeni: kendimi diğer 7 milyar insandan ayıracak birşeyler bulamıyorum belki de. ufak tefek farklarımız olsa da, yukarıdan bakınca o kadar aynıyız ki... sonuç: büyüdükçe yukarıdan bakarsın. >hayır windows. güncelleme indirmiş olabilirsin ama şu an kompüterimi baştan başlatamam. yazı yazıyorum. cevabım daha önce sorduğun üç kerekiyle aynı: hayır. sonuç: büyüdükçe windowsun annesine küf.. >bilgisayarın başından ne zaman uzaklaşsam yaratıcılık suları beynimde fışırdamaya başlıyor. aklıma çok güzel şeyler geliyor. sonra unutuyorum. unutmayayım diye defter aldım. onu yanımda taşımayı unutuyorum bu sefer. >cuma gününde ehliyet ve dişçi sorunlarını bitirmiş bir insan olup geleceğe güvenle bakmak istiyorum. ama ben berk'im, herşeyin yolunda gitmesi imkansız.

20071209

oldu bu renkler

nerden buldum nerden dinledim hatırlamıyorum. bugünlerde hatırladığım şey yok zaten. beni çeken üzerindeki eskicilik havası, ironik sözleri oldu belki. lakin! bu şarkı yüzünden remiks yapmayı öğrenebilirim. nerden bulmuşlarsa; o içindeki levet yüksel - zalim sample'ını ur temizleyen bir cerrah gibi çıkartmak istiyorum. ne gerek var? havanın saat 5te kararması beni derinden yaralıyor. ben ki en kötü günümde olayım, saat 12 olsun, gölgelerimiz en kısa olsun, kendimi rahat ve mutlu hissedebilen bir insanım. başka da nasıl mutlu olunacağını bilmiyorum. bir de... kadıköy neden en geç 8de kapanıyor. barlar sokağı dışında bir uyumuşluk, ölmüşlük... not: şarkı çalışmıyorsa artık çalışıyor.

20071207

kaybeden olmak

bu yazının içeriği ve dışarığı şanssızlık ortağım gözdeye adanmıştır. ben şansa inanmam. istatistik diye birşey var. şans bilime ve kendi yeteneğine küfür etmektir. bu durumda ben ya bilimsizim ya yeteneksiz. buna arkadaş baskısı mı yol açtı yoksa gerçekten loser mıyım bilemiyorum ama son dönemde yaptığım her iş ters gitmeye başladı. her işte bir terslik, bir sorun... düzgün giden şeylerden korkar oldum. ters giden şeyleri ben mi engelleyemiyorum yoksa auram yüzünden mi? en son olan biraz önceydi. dişçiye gittim. ki öncesinde uyuşturucu ilaca karşı doktorun verdiği alerji testi örneklerinden birini kaybetti valide hanım. test olamadım. dolayısıyla uyuşturulmadan dişimin dibine kadar girildi, tüm tershanelerim ele geçirildi. hani derin değildi doktor? o da birşey mi? YILLARDIR GİTMEYEN ELEKTRİK NASIL BUGÜN BEN DİŞÇİ KOLTUĞUNDAYKEN GİTTİ? bana bu blogda büyük harf kullandırttılar sonunda. yarım saat koltukta bekledim. yok ben gidip testi yaptıracağım, uyuşturmadan olmuyor. conan mıyım ben? yine ağrı eşiğim yüksekmiş öyle dedi dişçi. sonra gittim saçımı kestirdim <3

20071204

berkadam ekmek fabrikası

2007 ofişıl maskotlarım 1986ymış gibi parti yaparken...

20071202

uçak kazaları

ben televizyon izlemem. radyo nadiren dinlerim. gazeteyi görürsem okurum. dünyayla iletişimimi bbc news feed sağlar. uçak kazasını da böyle öğrendim. uçak kazaları önemlidir. tüm dünyayı ilgilendirir. nijeryada 20 yolculu uçak düşsün herkes bilir. izmit viyadüğünden vib otobüsü uçsun 48 kişi ölsün bu yerel bir haberdir. olan ülke dışında kimse ilgilenmez. uçak kazaları evrensel duyarlılığın doruk noktasıdır. dünya barışı için uçak kazalarına evet. zamanları bol olsaydı fizikçiler bu problemi de kesin çözerdi. toprakları bol olsun.