20091203

olm var ya

bilmiyorum ki en son ne oldu, ne dedim? bildiğin matizlendim.

vizelere bir hafta kalmış ben daha hiç derse çıkmamışım. ama zaten amaç oydu, derse çıkmadan ders geçmek. herşey yolunda gidiyor. bir arkadaşım h1n1 pozitif onunla konuşuyoruz bazı bazı. hatta baya baya, belki de hayatımızda konutuğumuzdan fazlasını feysbuk ileti aparatından konuştuk. o da mevzu da beni çekiyordu. benim canım değerli değil diyordum. virüslensem gebersem sikimde ve başka siklerde olmayacaktı, çok da fifi idi. lakin hayatta kesin olan şey ölümse sırada sürünmek bekliyordu.

vize haftası şaka gibi başladı. hayatımda ilk defa uyanamayıp sınavı kaçırdım. dediğim gibi ilk defa olması acısını hafifletti şaşkınlığı arttırdı. "o kadar da çalışmıştım, vardır bir hayır" falan. ikinci gün çalışıp girdim sınava. üçüncü gün yine uyanamadım. daha doğrusu uyanıp kurduğum alarmı sınav saatine ertelemişim ama hatırlamıyorum. bu sefer ayar oldum paranoya başladı. nerdeyse n.alço odama geldi gazozuma ilaç attı demek üzereyim (ki gayet de atmış olabilir). hayatımda ikinci sınav kaçırışım birincisinden iki gün sonra oluyore! sineye çektik. o akşam bir baş ağrısı, gelecek şeylerin uyarısı gibi. yurt görevlisi abiye diyorum ki "abi yarın sabah yedi gibi beni uyandır". artık sakata gelmek istemiyorum çünkü. geldi bu yedide. "titriyorsun sen" dedi. titriyorum tabi. şifayı kapmışız. gece beş civarı uyanıp yurt odasında yorgan aranmışım, hala daha üşüyorum. değil sınava gitmek, ilaç içecek bilinci yitirmiş durumdayım. yüksek ateş koyuyor bana, halisülasyonlar görmeye başlıyorum, rüyalanıyorum. bi sınav daha kaçıyor. ertesi gün bir sınav daha. beş sınavın birine gitmiş vaziyetteyim. hafta sonu da hastalık falan, arada bizimkiler arayıp duruma uyandılar. "gelelim alalım mı?" hayır. daha üç vize var ve hala yaşıyore. yurt görevlisi geliyor "ambulans çağırayım mı?" hayır. bir yerimiz de kopmadı henüz, hastaneye gitmek için sebep yok. şimdi h1n1 bok püsür pozitif çıkar çat karantinayı basarlar iyice sıçarım. yurtta nasıl olsa herkesin ciğer röntgenini istiyorlar kayıt öncesi kimseye bi'sikim olmaz. öyle pazara kadar sadece portakal suyuyla beslendiğim beş gün geçirdim. sonraki üç sınavın da ikisine girdim birini beyin iflası yüzünden atladım ve bir şekilde evin yolunu buldum.

eve geldiğimdeki ruh halim tabiri caizse agitated ile crazed arasında ince bir çizgide yol alırken çeşitli mevzu çıkarma denemeleri, ev yemekleri ve istediğim kadar uyumalarımla biraz daha insansı bir şekil almış bulunmaktayım günümüzde. bu burda bitmez.

20090929

Neden FFXIII hoşuma gidebilir?



Oldum olası FF serisine ısınamadım. Hiçbirini sonuna kadar oynamadım. Aralarında artwork'üne tasarımına bittiklerim oldu o ayrı. XIII ise bir başka tabi.

1. Dik saçlı karakter yok.
2. Erkekler erkeğe benziyor.
3. Kötü kadın karakter gözlüklü.
4. Gelecekte geçiyor.
5. Her yeri zırhlı otomatik tüfekli adamlar :kalp:
6. Allahıma zenci var. Hem de afro saçlı.
7. Drama olmuş bu sefer. Batı sürümlerinde orjinal dublaj + altyazı ya da şukela bir dublaj lazım. Gerçi XII'nin batı dublajı sağlamdı.
8. Karakterlere özenilmiş. Crisis Core oynayanlar bilir, sonunda adamı ağlatıyor. Bunda da istiyoruz.
9. Dik saçlı karakter yok demiş miydim?
10. 3 boyutlu FFler arasında başımıza gelecek en güzel şey olabilir.

edit: yazıyı yanlış bloga yazmışım asdfghf silmedim dursun.

20090829

kader kader-o-kader

Hi!

Geçtiğimiz gün gerçekleşen tren kazasından hepinizin haberi vardır. Öncelikle tren yoluna iş makinesi çıkartan adamı kutlar ömür boyu hapis dilerim. Evet, önyargılıyım. İkinci olarak bugün kazada hayatını kaybedenlerin kısa hikayelerini okudum gazetede. Ölenlerden birinin babası yer olmadığı için arka vagona binip kurtuluyor. Bir diğeri ablasıyla geri dönecek ama arkadaşlarıyla zaman geçirmek için bir gün daha kalıyor ve kaza yapan trene biniyor. Taksici olan eşini almak için İstanbul'a arabayla gitmiyor çünkü yol çalışması oluğunu, kaza olabileceğini söylüyor arkadaşlarına. Genelde evine otobüsle dönmeyi tercih eden bir kişi ise o gün treni seçiyor. Eşini ve oğlunu kaybetmiş bir teyze ise son yolculuğuna bu trende çıkıyor.
Kazada sadece bu insanlar öldü. Seçilmişler gibi. Böyle olaylarla karşılaştıkça hayatımızda bir tür belirlilik olduğuna inancım artıyor.

Yine benzer bir haber; trafik kazası geçirerek hayatını kaybeden üç kişinin aslında hasta yakınlarına ilaç yetiştirmeye çalıştıkları öğreniliyor. Böyle bir amaç uğrunda öldüler. Ne yazık ki hasta yakınlarının da beyin ölümü gerçekleşmiş.

Sanki öleceğimiz zamanlar belli. Böyle düşününce giderek azalan bir süre gösteren kronometreler geliyor aklıma. Kaderci olmasanız bile eninde sonunda öleceğinizi varsayarsak geçen her saniye sizi ölüme yaklaştırıyor.