20071127
live chat süze
hiçbir sorum yayınlanmayınca alıngan ben, iki şeyden şüphelendim. ya daft punk beni sevmiyordu ya da moderatör ermeniydi ve beni 'hi from istanbul!' dediğim andan itibaren kara listeye almıştı. ne de olsa orası fransa. yaşasın halkların kardeşliği!
chat log okumak isteyenlere. konserde iletişimi kasklarındaki mikrofonlardan sağladıkları gibi süfer gizli trivia bilgiler var içinde ziyadesiyle.
thomas ve guy-manuel = daft punk
Good Copy Bad Copy
kullanım hakları ve kültürün günümüzdeki durumu hakkında güzel bir belgesel. sitesindeki torrent linkinden indirebilir, torunlarınıza izletebilirsiniz. bu tür belgeselleri seviyorum <3
20071122
alkol & kokain
bak yine kızdım. feysbuku açtım yine kızdım. artık profil resimlerindeki bayraklar gitmiş, yerini şişe şişe rakılar, votkalar, biralar almış. herkes en sevdiği içkisiyle poz vermiş. hayır neyi anlatmak istiyorlar? -naptın? -içtim. 'boş zamanlarımda içiyorum.' tamam belli bir yaşı geçtiniz, artık klüplere barlara girebiliyorsunuz anladık. ama niye baba harçlığıyla ya da öğrenci kredisiyle aldığın içkiyle poz veriyorsun lan? git 1lt eker ayranla poz ver aynı mantıkta benim için, aynı saçmalıkta. bunlar afrikada yaşasa chicken royal yerken kameralara poz verirdi.
avrupada kokain kullananların sayısı bir milyon civarında artmış. 1.000.000. toplam 4.5 milyon olmuş. piyasa sağlammış. güzel avrupamıza kokain sokanların elleri kırılsın.
amerikanyalıların maymun merakı
amerikada açılan, başta oyun sektörü olmak üzere, indie stüdyoların isimlerine monkey kelimesini sıkıştırma merakını anlamış değilim. maymun mu dürttü bunları anlamıyorum ki. bundan sonra karşıma çıkanların listesini bu post altında tutacağım.
Blogged with Flock
20071120
france is on a strike, daft are not
Administrator - To all Daft Punk fans Administrator - France is on strike Administrator - Daft are not Administrator - Yet the guys can’t be here tonite & both events are linked. Administrator - We’ll reschedule for sure. Watch this space for the new date.
olay fransada başlayan ve giderek büyüyen grev.
alive 2007 albümü ise dijital ortamdan satılmaya başlanmış. ki dinliyorum. ki hastasıyım.
-asl? -daftpunk!
Az önce aldığım ve asla okumadığım EMI Turkey mailinde yazdığı üzere bugün 19:30 sularında daft punk kendini internetlere vuracak ve sevenleriyle çetleşecek. adresi de alın:
ASL DAFTPUNK
zaten mailde yanlış vermişler linki. o değil de bu adamlara ne sorulur ki? 'fanusunuzun camından öpebilir miyim?' diyeceğim. evet türkçe.
yeni albüm alive geliyor arada.
Eriyoruz
hem de çok pis. hayır küresel ısınmadan değil. bildiğin sinerjiden eriyoruz. insanoğlunun farkları tüm zamanlardan daha hızlı azalmaya başladı. ana katalizör: internet.
çok geriye gitmeye gerek yok, bindokuzyüzlerin ortalarına kadar dünyanın diğer tarafına olan kısmı insanlara fantastik geliyordu. sadece ağızdan ağıza söylenceler, en fazla kitaplar, mecmualar. doğulurdu, imkan varsa gezilirdi, yoksa ölünürdü. devletlerin ilişkileri sürekli değişen çıkar çokgenleri, başka milletten birisi görülürse halk tarafından ya tüccar ya düşman.
teknolojinin hızlı gelişimiyle -ki bunu rönesans, sanayi devrimi ve iki dünya savaşı gibi bir ivme grafiğinde kolayca anlatabiliriz- iletişimin hızlanması, günlük hayatta ihtiyacımızın olacağından çok daha fazla bilginin beyinlerimize zerkedilmesi, bu zehire fena alışmamız, bağımlısı olmamız, sonu gelmeyeceği için iktisat tarafından incelenmeyecek doğal kaynakalrdan bilgiyi tekrar keşfedişimiz...
zamanda biraz ileriye alış... günümüze gelelim. networking siteleri. önce myspace gibi tanımadığımız kişilerle kaynaşmamız için cesaretlendirerek başladı, sonra facebook gibi hayatta uzaktan yakından kimi tanıyorsak dosyaladığımız bir hal aldı. artık herhangi bir bilgimizi insanlarla paylaşmaktan korkmuyoruz. ne fotoğraflarımızı, ne oturduğumuz semti, ne eski sevgililerimizi, ne anne baba kardeşimizi. herşeyimizle ortadayız. bunları sokakta birisi sorsa yanlış anlarız. başımıza birşey gelmiyor, bir güven ortamı var.
güveniyoruz. insanlara güveniyoruz, devlete güveniyoruz. devletler birbirleriyle güven ortamı oluşturuyor. artık savaşlar kontrollü ve az. kültürler aynı potada erimeye başladı. artık taraflar kıtaların ismiyle anılıyor. yakında sadece dünya diye anılacağız belki de. muhafazakarlar takım elbiselerinin içinde terliyor. meksikadaki yerli dillerden biri, son bilen iki yaşlı birbirine küsünce yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. amerikada ikinci dünya savaşında iki atom bombası attıkları ülkenin çizgiromanları okunuyor, çizgifilmleri izleniyor, oyunları oynanıyor. en sevdiğim müzik türü için french house diyebiliyorum. herkes az da olsa ingilizce biliyor. milletlerin gelişmiş kesimleri üst platformda bir araya gelirken geride kalanlar tabanı oluşturuyor. farklılıklar, aşırı uçlar giderek yok oluyor.
öyleyse eriyoruz. neon genesis evangelion'un sonundaki gibi. dünyadaki tüm insalar eriyor ve dünya bu sıvıyla doluyor. bu daha az farklılık, daha az savaş demek. sıkıcı ve güvenli.
20071119
from radiohead with <3
5 gün geç farketmişim ama radiohead'in yeni albümünün en sevdiğim şarkısına ki kendisi hayatta en sevdiğim şarkı olmaya aday, çekilen video. Bedavaya dağıtılan albümün klibi bu kadar olur diyerek tepkileri üzerime çekebilirdim ama beğendim lan.
şarkının adı da 'jigsaw falling into place' unutmadan. ki unuttum.
Music Thing
japon fantezileri
japonları tutuşturan hayaller vardır. hayır büyük robotlardan bahsetmiyorum. yıllardır peşinde ve bizden çok ilerde oldukları alan all-in-one diyebileceğimiz hand-held cihazlar. yani adamlar istiyor ki elimizde birşey tutalım; bizi anlatsın; tarzımızı ortaya koysun; heryerden çeksin; kamerası olsun; oyun oynayayım müzik çalsın vs. teknolojik cihazlarını birleştirmek istiyorlar. mesela bir kamera japon için çok önemli ama adam sıkılmış taşımaktan. hepsi içiçe olsun istiyor. bu yüzden bizim ülkelerimizde çalışmayacak telefonları var. kendi özel şebekeleri. telefonu her işte kullanıyorlar ve mutlular. biz hala kısa mesaj atıyoruz (msn'e girenler de var kutluyorum. telefondan msn'e girmek de saçmalığı açısından ayrı bir inceleme konusu).
Bugün tuvalette bimeks'in kataloguna bakarken önceden farkettiğim birşeyi tekrar hatırladım. taşınabilen mp3 çalarlar ne kadar saçma birşeydir. tamam hepsi birer arzu nesnesi, kabul ediyorum ama cebimde türlü cihaz taşımak istemiyorum artık. bir de 40gb olanları, dünyada onları hakkını vererek kullanabilecek kaç kişi var acaba?
Bu gibi sorunlarıma çözüm getirmek için bir ay önce telefon piyasasını incelemeye aldım (ki ucundan kameraya da ihtiyacım vardı). Hepsi bir arada aletler önceliğimdi. iki sonuca ulaştım.
bugün türkiye cumhuriyeti devleti gelip bana 'sana istediğin kadar kaynak sunuyoruz git istediğin telefonu al' dese gidip nokia n95 alırdım. lakin demediler. o yüzden hala baba harçlığıyla yaşayan bir öğrenci olarak gittim sony ericsson w810i aldım. ve anladım ki iki senedir kullandığım motorola v3 güzel şekli dışında bir eziyetmiş.
Subscribe to:
Posts (Atom)