20080530

inanırsak başarabiliriz ya da "adamları korkuttuk galiba abi"

öncelikle lostun sezon finalini bekleyen, beklerken uykusu gelen ve iki saat heyecanı kaldıramayıp sızabileceğine karar veren bir insanım. gündüz artık. ikinci olarak; uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp anime izledim. adını ezberleyemiyorum wikipediaya bakmam lazım. tengen toppa gurren lagann. yirmi yedi bölüm bitti, anime bitti ezberleyemedim adını. robotlu mechalı animelerle dalga geçermiş bir havası var ama aynı zamanda konusunu ciddiye almış. konu kısaca: durmadan "aniki" diye bağıran emo bir japon bebesi var, insanoğlu gelişmek istiyor, izin vermiyorlar, kötü muamele yapıyorlar. robotun elinden matkap çıkıyor. emo bebe 'giga drill' diye bağırıyor bunu yapmadan önce. zaten çok bağırıyor susmadı hiç. abisi var bunun o da gürültücü ama harbi adam. bir sürü sorun yaşıyorlar ama inanarak aşıyorlar lan. japonyanın intihar oranlarının yüksek olması geldi aklıma. gidip intiharın eşiğindeki bir japona 'n'oldu inanarak aşamadın mı lan?' demek istiyorum şu anda. aşağı resimdeki abinin dünyanın yok olacağını öğrendiği andaki yüz ifadesine ve lafına bakınız. o motivasyonun yarısı bende olsa bugün çok farklı yerlere olurdum. ayrıca dünyanın en yüzeysel anime incelemesini yaptım. üçe geldik; bu haberi sabahın altısında okudum. brezilyanın peru sınırında ilkel bir kabile bulunmuş. yani daha medeniyetle iletişimleri yok. adamlar kanıtlamak için helikopterle geçip fotoğraf çekmişler, elemanlar ellerinde ok ve yay, ufoya taş atan abiler gibi kovalıyor. dört; sabahın bu saatinde yazmak çok rahatlatıcı.

20080528

kutusundan TAM 1000 KONTOR çıkıyor!

altı-yedi sene önceydi. hastaydım yatakta yatıyordum. okuldaki elemanlara mesaj atayım dedim "ben gelmiyorum" gibisinden. attım. kalan kontör 1021 yazıyordu. bayılmışım. kendime geldiğimde ilk işim kontör sorgulama olmuş, yine ekranda 1021 sayısını görmüştüm. merak içindeydim ve bu işin sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyordum, eninde sonunda bir arıza çıkacaktı. arıza öğlen saatlerinde gerçekleşti. ödemeli arama geldi. açtım. nasıl olsa bin kontör var. -alo? -alo iyi günler. -kimsiniz? -kardeş ben senin telefonuna kontör yüklemişim yanlışlıkla. -... nasıl becerdin? -digiturkten yüklüyordum sayıya yanlış basmışım. müşteri hizmetleriyle konuştum sana gitti dediler. -ee ne yapacağız şimdi? -dilekçe falan imzalayıp şubeye gitmemiz lazımmış ama uğraşılmaz şimdi. -uğraşamam öyle işlerle. -o yüzden, sen kötü bir insan da olabilirsin, hepsini harcamış olabilirsin, iyi bir insan da olabilirsin ama benim hiç kontörüm kalmadı bana biraz kontör yolla. amca doğru diyordu. iyi bir insan da olabilirdim kötü bir insan da. olay benim değer yargılarıma kalmıştı. kontörüm kalmadı demesi ve az önce bin kontörlük harcama yapmış birisinin ödemeli atması kararı vermemde etkili oldu. o zamanlar aylık kontör yollama sınırı elliydi. yirmi beşerden iki kere yolladım. teşekkür mesajı geldi. tabi bu arada kontör yollarken ben de belirli bir ücret ödüyorum iki mi dört mü ne. ama nasıl olsa bin kontör var. bir ay geçti. kurban bayramıydı sanırım. bayramdı yani. dedim bu adamın yine kontörü yoktur bayram bayram. elli daha attım. aradı. "ben kontör yolladığınız adamım" dedi. "bayramınız mübarek" olsun dedi. bayramlaştık kapadık. sonraki bir iki ay daha amcaya kontör yollamaya devam etim. yalnız kontörlerin suyunu çekmesi ve daha fazla gönderme ücreti ödemenin mantıksız gelmesi yüzünden bu geleneği bir kenara bıraktık. bir daha arayan olmadı. son.

20080527

istiyorum! HEPSiNi!

uykudan uyanmakla kahvaltı niyetine söylenen yemek siparişi arasındaki çalan zili duymak için kulaklıklarımı kullanmamak zorunda kaldığım o gergin aralıktan sonra teselliyi bu robot abilerde buldum. ve kaybolan virgüllerimi aramak için epik bir yolculuğa çıktım. karanlıkta uzun bir kaldırım boyunca yürüdüm. sadece sokak lambaları aydınlatıyordu yolumu ve akan burnumu hamburgerle gelen peçeteye siliyordum. gördüğüm ilk bara girdim. içerde bu robot abiler çalıyordu. düşünsene abi bardasın sahnede robotlar çalıyor. şimdi bu saynsfikşın mıdır, sıtimpank mıdır yoksa filmnoir midir lan? çalıyorlar, sen önünde bardağın, hayatının yakın tarihli planlarını yapıyorsun. yalnızsın, herkes yalnız, çünkü damı olan bu bara giremiyor. bak bu da güzel fikir oldu. annesi evde kızdığı için sevgilisini barda bafilemek isteyen yirmibeşliklerden de kurtulmuş olduk. sonra arkadan bir dangoz diyor ki; "robotlar çok hissiz çalıyor, insan dokunuşundan uzak". gegen die wand, sahne bilmem kaç, şişe büyük bir hızla kafaya geçirilir. daft punkla büyümüş nesiliz robota açız ahaha... şu koca internetyada takip etmeye değer gördüğüm tek strip wondermarkla sizi de tanıştırmak isterim pls.

yazıyor

Photobucket
öğlen uyanmak | 15 dakika tutorial okumak | uykusu gelmek | yine uyumak akşam uyanmak | tutorial okumak | photoshop becerememek | yaptığı şeyi beğenmemek ben ne anlarım vexel'den demek | kendini pixel'e vermek gece yerinde duramamak | kendini dışarı atmak arıza istenen günde arıza bulamamak | arıza istenmeyen günde arıza bulmak | sayısal azınlık nedeniyle aldırmamak eve gelip pixel kasmak | becerememek | ben ne anlarım demek | yukarıdaki elemanı yapmak
ben çok sabırsızım.

20080525

in which europe had visions

hadi kabul edelim. ne kadar her sene lanet etsek de gelenekselciler olarak eurovision'u yine izledik. yine doğu bloğu ülkelerinin verdiği 12'lere bok attık. yine her puan bildiricisiyle dalga geçtik. ingiltere nasıl hep sonuncu oluyor lan ciddiye almıyorlar heralde dedik. bu sene yeni bir heyecan olarak: azerbaycan bizi geçecek lan temalı korku dolu sevinci yaşadık, gözlerimiz yaşardı. ve sonunda yine abi çok politik artık seneye izlemeyeceğim yalanına kendimizi inandırdık. bu sene arasıra baktım televizyona, bizimkileri izledim falan, iyilerdi. sonra yarışma konseptini düşündüm, bütün avrupai ülkeler kapışıyor, starlar arenada, çok pokemon geldi bana. hatta topaç döndürmeli vardı bir tane adını unuttum, böyle çocuklar stadyumda savaşırdı, sunucu bağırarak sunardı. dünyanın böyle eğlencelere ihtiyacı var lan. asıl kaçırdığım detay; fransa adına sébastien tellier'in yarışması. yarışma bitti ertesi sabah öğrendim. farkında değilim, zaten izlememişim, izlesem tipinden tanımam ismini görmem lazım o da ayrı. şaşırdım. geçen sene son dakikaya kadar ingiltere adına morrisey yarışacak sanmamdan sonra ikinci eurovision kekliğim olarak kayıtlara geçsin pls. bu sabah haberim oldu dedim ya, o da nasıl oldu, söylediği şarkının remiks albümünü indirmişim farkında olmadan. ardından enfes videosunu keşfettim.
youtube yasaklıysa yukarıdaki videoyu göremiyor olabilirsiniz pls
dünyanın bana göre en güzel dönemlerinde biri tasvir edilen. hemen izlemediğim miami vice bölümlerini indirmeliyim *-* müzük açlığım için avlanırken bir de ne göreyim! nasıl oluyorsa last.fm'de en çok dinlenenim olarak gözüken ratatat'ın yeni albümü LP3, sekiz temmuzda çıkacağına dün itibari ile internetyalara akmış, akmış akmış yayılmış. altta da onlardan bir video hadi bakalım.
ne gariptir ki burada da bir youtube videosu var
ahah ormanda geçen aksiyon filmlerinden sahneler ama hangileri tam emin olamadım. tahminlerim; -predator (eminim) -rambo 2 (?) -jacob's ladder (??) bir hafta sonunda oda denen mağaradan çıkıp tekrar insan arasına karışmaya karar verdim. ilk olarak insana benzemeliyim, traş olmalıyım, berbere gitmeliyim, insanlar atlarını benden saklar oldu. günün sorusu: üç numara mı kestireyim sıfıra mı vurdurayım? :(

20080522

buralar ısıyor

yirmi bir gün gibi bir tatilim var istanbulda olacağım. bunu iyi değerlendirmek istiyorum işte.
Şeklinde biten bir son mesajdan sonra işler hiç de iyi gitmiyordu. 'Olm tatil lan!' kafaları yaşıyordum, ama tatil bana tatildi. Diğer okulların sınavları daha başlamamış, dolayısıyla klasik erken biten okul salınımımı yaşıyordum. Ve kendimi entellektüel bilgi birikimimi arttırmaya adadım. Bütün kitapları, filmleri ve albümleri çevreme topladım. Çok basitti. Hepsini yavaşça sindirecektim. Lakin günler geçtikçe içten içe bir hermite, bir mağara adamına dönüştüm. Yalnızdım ve ilkeldim. Üzerimde fanilam, yırtık şortum, haftalardır jilet değmemiş sakallarım ve iki metreden ileri gidemeyen bakışlarımla robinson kuruzo görünümümü güçlendirmiş, adeta bir wifebeater haline gelmiştim. Aynı zamanda bir mekanda fazla kalamamak takıntım, içimdeki canavar, gün geçtikçe uyanıyor ve bana kızgınlık olarak geri dönüyordu. Çareyi kendimi sokaklara atmakta buldum, mamafih burada da en dişli düşmanlarımdan biriyle; nemle karşılaştım. Koşarak eve döndüm. Yarım saatte bir milkşeyk içmeden dışarıda durmam imkansız hale gelmişti ve yaz daha yeni başlıyordu. Bunun farkında olan sivri sinekler, en ufak pencere aralıklarından dahi sızıp üzerimde vampir yapıyordu. Ve bunların hepsi 3 günde oldu lan sdjkfdkfj yazarın anlatmaktan sıkılıp saçmaladığı ana hoş geldiniz. o değil de eve dondurma almak lazım. help plz

20080519

üç kişi sıçtı X/

son sınavdan çıktığımızda 'ikiden üçe yine geçemeyenler' grubumuzla hemen bahçeye indik ve soruların hepsinin çalışmadığımız yerden çıkması hakkında ağlayıp diz dövündük, ardından herkes bir sigara yaktı. yavaş yavaş 'ben gidiyorum hadin'ler başladı, kimse sarılıp öpüşmedi, sadece yaz okuluna geliyor musun sorusu soruldu, evet cevabı sarılıp öpmemek için yeter sebepti, üç hafta sonra tekrar görüşülecekti insanlar ne de olsa. yurda indim, oda arkadaşımın eşyalarını toparladık, taşımaya çalıştık, taşıyamadığımızı fark ettik, üç kere mola verdik. yurt yönetimi yüz elli kağıt daha istiyordu depozito için, ve bunu ön kayıtta istiyordu, ve bizim gibi üç senelik sadık müşteriler bile bu kurala uymalıydı. o yüzden kampüs içinde banka denilen bir yere gittik. içerde tek gişe vardı numarası ilerlemeyen. arızaya yatkın bünye berk dayanamadı tabi.
-pardon bu hala 92'de ama 5 kişi işini halletti? -evet ilerliyoruz 96'dayız şu an. -iyi de benim numaram 530 sıram ne zaman gelecek? -merak etmeyin doksanlardan beşyüzlere gidecek hali yok gelir birazdan. - (içses: murder is cute ^^ ) dışses: onu biliyorum da SIRAMIN GELDİĞİNİ NASIL ANLAYACAĞIM 92'DE TAKILDI BU >:O -sistem ilerletiyor
sistem denilince insanlar güldü. ben de gittim geri oturdum. oda arkadaşımla bekliyoruz öyle, elimizde en az beş sıra numarası. baktık numara 554ten devam ediyor, arkadaşım kalktı, düğmeye 25 kere bastı, 25 fiş çıkarttı, sıra bize geldi. 106 numaralı fişi hala saklıyorum, süper uğurlu, isteyene satarım. okulum bitti ama bir gece daha kaldım yurtta. sebebi; yük taşımayayım, bizimkiler gelsin alsın. üç gün zorunlu tatil olarak döndü bu bana. alerjik ve dağ başı bir ortamda. başıma gelecekleri bildiğimden önceki gece kendimi hazırladım, vampirli oyunlar indirdim, vampirli romanlar indirdim, vampirli filmler indirdim hatta vampirli erotik filmler indirdim lan. bu ortamda bile durmadan telefondan mail kutumu kontrol ederek internet bağımlılığımın derecesini bir kez daha kanıtladım. ince giyinip dolaştım her yerde, cereyanlarda kaldım, hasta olmak istiyorum ben diye haykırdım, oldum da. buradan benicale selam söylemek isterim. eve geldim sonunda, böyle herkes blog yazmış rss dolmuş taşmış falan. oturdum onları okudum. sonra 'aa notlarıma bakayım' dedim. bir dakika sonra evde bağırarak dolaşan bir genç görüldü. o kadar çok bağırdım ki kesin ben haklıyım. yok bana puan vermiyorlar anlamadım ben. bütün kağıdı doldursam da elli sallasam da elli. neyse efendim böyle kendi çapımda atmosferde patlamalar yaratıyorum, üstüne de günlük tarzı hiç hoşlanmadığım bir post yolluyorum yazmış olmak için. berkten haberleri dinlediniz. yirmi bir gün gibi bir tatilim var istanbulda olacağım. bunu iyi değerlendirmek istiyorum işte.

20080515

gerilim dolu hatlar gergin

1,80
ünverziteye ilk başladığımda bir yıl açıktan öss'ye hazırlanmış, hala post-lise sendromunu yaşayan saçı uzun çoğunluktan biriydim lan. bir yüksek okula kapağı at, kurtulursun yalanına kendimi fazlasıyla inandırmış olmalıyım ki ilk senem hovarda geçti. ilk derslerde hocalarla tanışma seansını hatırlar gibiyim. düşünün ilk hafta bile okula gitmişim. iki gün dayanabilmiştim neyse. dediler işte not sisteminiz aa ba bb diyedir, ikinci sınıfta bir-nokta-sekiz dördüncü sınıfta iki-nokta-sıfır barajını geçemezseniz hayat sizin içi hoş olmaz. aklımdan geçenleri dün gibi hatırlıyorum; "1.8 ne ki lan? her dersten 50 alıp geçsem ortalamam 2.0 olur, olsada koydum olmasa da!" tam o anda kapıdan bir gangsta rapper girip "FOOL!" dese bugün çok daha farklı yerlerde olurdum. ikinci dönem havaların da ısınmasıyla bir gevşeyiş, aynı zamanda büyükşehirden ayrı kalmanın verdiği gurbet acısı, psikolojik sorunlu kafalar yaşıyorum derken yaza doğru not çizelgem d ve f harfleriyle dolmuştu. ama hala umut vardı! ne de olsa ortalamam 1.00 civarındaydı. ve yaz okuluna gitme ihtiyacı hissetmedim. ikinci senemde düzenimi daha oturtmuş, "günü gününe çalışcam lan" felsefesini benimsemiş ve hatta bu tutumumu beş hafta sürdürebilmiştim. günler birbirini kovaladı. ikinci dönemde gr kavramıyla tanıştım. ama hala dz başarısına ulaşamamıştım. küçük de olsa bir umut vardı. yaz okuluna gittim, kolay dediler diye. değilmiş. göl kenarındaki bir okulun nem oranıyla tanıştım. öğlen güneşinde okul bürokrasisiyle uğraşmak beni yordu, sabah beşte yatan ve kahvaltı yapmayan bir insan olarak gücümü kaybettim ve kendimi ikna yeteneğiyle elde ettiğim bir yurt odasına zor attım. iki gün çıkamadım. hücrede çürümek kavramını ucundan tattım. açlıktan bayılmakla yemek almaya giderken bayılmak arasında ikame edilebilirlik denklemleri kurdum. ellerinde bayraklarıyla erasmus öğrencileri üzerime üzerime geldi. falan. o günden beri yaz okulu fobim var. üçüncü sene, benden 2-3 yaş küçük insalarla ikini sınıfı tekrar okuyordum. alttan derslerimi temizliyordum ufaktan, ama yetmiyordu, yetemiyordu. ve bugün bulunduğum nokta; vizesinden 45 finalinden 65 aldığım bir dersten kalmak. hayatımda hiç dersi dinleyerek anlayan bir insan olmadım. onun yerine sınavdan önceki gün 300 sayfa kitaptan çalışma yolunu seçtim. iki quiz bir ödev bu kadar mı önemli? bilmesem, üzülmem. bildiğim derslerden kalıyorum. lan ben dün marx'la yattım weber'le uyandım arada durkheim'e uğradım boşuna mı bunlar? ben genelde sakin bir insanım. şalterimi attırmayı başardılar.
2,00

20080511

bütün dünya ağladı

aynı caddede oturduğumuz, mahalle arkadaşım dediğim h.akan kişisi kafama ikişer ikişer nükleer füzeleri atmaya başlayınca dalgaya uyandım ve hemen facebook'a girip 'dost ayağı, göt ayağı' grubuna üye oldum. tabi önce quit game'i seçmeyi ihmal etmedim, çünkü günlerdir tekrarlanan sahne bir kez daha gözler önüne geliyor, rise of nations'da kurmuş olduğum güzelim uygarlık h.akan beyin faşo stratejileri yüzünden yok ediliyordu ve bu hazzı almasına göz yumamazdım. h.akan efendinin işlediği bu insanlık suçuna karşı savunması 'sims mi oynuyoruz ak, strateji oyunu bu' gibi yüzeysel bir ifadeden ileri gidemedi elbette. oysa onun çelik sanayi darbelerine, tanklarına piyadelerine karşı son savunma hattı olarak kullandığım eli kazmalı işçileri, savaş animasyonu olarak el kaldırıp indiren -hala hasar verip vermediğinden emin olamadığım- bilim adamlarını gözünü kırpmadan katletmişti. elli sene sonra hollywood sinemasının omurgasını oluşturacak bir soykırım yaşanıyordu ekranda. soğuk kanlılığı elden bırakmadan diplomatik yolları denemeye karar verdim ve enter'a basıp chat penceresini açtım;
Berk Adam: nükleer yok demiştik Exodus: öyle bir şey demedik ._. Berk Adam: o zaman nükleer kullanma ambargosu koyma lan ben de istiyom ;_; Exodus: sorries Berk Adam: ayıbediyon beni kaybediyon
vesaire. sonra ben bunla oynaya oynaya öğrendim biraz bir şeyler. artık aramızda oyun başında
Berk Adam: yine köylü medeniyet denk geldi mk ya Exodus: ne geldi Berk Adam: banca olmuşum sen Exodus: korea
gibisinden muhabbetler dönüyordu. ve giderek hızlanıyordum. sonunda bugün sadece iki nükleer füze yiyerek ayakta kalmayı ve nükleer kalkanı yapmayı başardım. bu sefer de sonsuz bir savaş içine girdik, istediğimiz birlik anında elimizdeydi, kaynaklar sonsuzdu, tüm teknolojiler araştırılmıştı. sıkıldım çıktım. h.akan canavarı devam ettiğimiz takdirde yeneceğini iddia etti. ve onu yenmek için oyuna en büyük faktörü, k.orhanı dahil etmeye karar verdim. kendisi biyolojik bir silah ve gerçek dünyada yaşıyor. onu azimle eğiteceğime ant içerim.

benim sabah ceketim

genelde geceleri oluyor. böyle yorgun ve uykuluyken. gündüz sonuna kadar açmama rağmen yetmeyen müzik sesi, sabahın üçünde en kısıkta bile fazla geliyor. her notayı, davula her vuruşu, çanları, bası aklında canlandırabiliyorsun. nasıl güzel bir şey anlatamam. en güzel şarkıları açar dinlerim bu saatlerde.
-o-
last.fm'deki bazı user grup isimlerine bitiyorum. son katıldıklarımdan;

People who complain about not having anything fun to do but when something comes up they're too lazy to get on their feet so they just stay at home and listen to music

Bildiğin beni anlatıyor -.-'

20080508

montezuma <3 manzume

ego, egolar, egolar. kendiminkine hep kötü davrandım, ama yok etmedim. nasıl olsa gerekli işlevleri de var değil mi? bazı insanlarsa egosunu besliyor, haftada bir kez yıkıyor ve her yıl kontrole yolluyorlar. onlara 'karakterli' insanlar diyoruz. şimdi ben karaktersizim demiyorum tabi, sadece biraz daha akışkanım, onların geçemediği çatlaklardan geçebiliyorum. diyerek kendimi yatıştırdım lan. ne işe yarıyorsa çatlaklardan geçmek artık. neyse uzun lafın kısası; keskin karakterde hatalar da daha çok ön planda oluyor genelde, göze batıyor, kabul etmesi zorlaşıyor. sevince çok seviyoruz bu insanları <3 ama eksikleri bize koyuyor. biz demeye başladım konuyu değiştirme zamanı. sosyoloji. sıradaki bölüm sonu canavarım. ne yazarsam yazayım sınav kağıdını okuyanın gözünü doyuramadığım... "lan en sevdiğim ders" diyip sınavından 47 aldığım... sosyoloji ve psikoloji eğitimi her insana şart bence. yoksa büyüyünce posta gazetesine çıkarsınız, ne bileyim 5n1k'ya çıkarsınız; empati şart diye demeç verirsiniz. sosyolojiye ilgisi olanlara anthony giddens'ın sosyoloji adlı kitabını öneriyore. adı gayet 'bebelere sosyoloji' de olabilirmiş, anlatımı çok rahat ve temel bilgileri alabilir, sonraki okumalara yol göstermesinden yararlanabilirsiniz. bu aralar yeni baskısı çıktı sanırım, kitap giderek büyüyor, durduramıyoruz. işte ben bu kitabın sarı sayfalar boyutundaki yapraklarını çevireceğim 6 gün boyunca.

20080506

uyuk

deviantart'ı açıp müzikal uyumluluk seviyesini gösteren bir pencere aramaya başladığımda hala uyanamadığımı anladım. oysa bugün en bir uyanık olmam gereken günlerden. yarın final var ve çalışmaya başlamadım. okul her sene kendini aşıyor erken finaller konusunda, bu sene liselerden bile önce kapanıyor. hadi diyelim finalleri aştım, önümde kocaman bir yaz var. o boşluğu doldurmak için bu sene de yaz okuluna adımı yazdırmaktan geri kalmadım. yedi hafta boyunca nem, sıcak, ihtiras, açlık dolu bir maceraya atılıp bir-nokta-sekiz barajını aşmaya çalışacağım yoksa bana bu dünyada huzur yok. dün kendime yeni bir blog tasarımı yapayım dedim. yok minimalist olsun, yok renk düzeni uyumlu olsun derken bir bakmışım bu template'in aynısını yapmışım sadece renkleri farklı. yine kime göstersem gözlerim acıyor dedi. sonra berk neden hayattan soğuyorsun bak hava da güzel vs. bilgisayarın pili biterken, çünkü fişi takamayacak kadar üşengecim şu an, yazımı burada bitirip çantamı hazırlamaya koyuluyore. ayağımda sakat hafiften, sırtımda elli kiloluk yönetim organizasyon kitabıyla zombi gibi yürüyeceğim otobana doğru. otobüste uyuyacağım ben.

20080502

korku filmleri

ormanlık bölgedeki korku filmlerinde geçen 'as long as we keep going south, we should be alright', dünyanın en yalan cümleleri sıralamasında ikinci sıradadır. o yüzden ben tam tersine, kuzeye gitmeye karar verdim. yani kuzeye gittiğim sürece başıma bir şey gelemez değil mi? birinci en yalan cümle: çok eğlendik.