20080430

çilek kası

30 Nisan 2008 - Çilek kası bulundu Şekilde görülen kırmızı alanlar çilek kaslarını gösteriyor. Özellikle çilek ağıza atıldıktan sonra gösterilen sapını koparma çabası, bu kasların oluşumunu tetikler.
-o-
korku filmlerine sarmış bulunmaktayım. yeni eski farketmez, günde en az bir tane izliyorum.
-o-
pen tool ile polygonal lassoyu çiftleştirsek ortaya ne güzel birşey çıkardı gibisinden photoshop fantezilerim var.

20080424

açım

telefonuma gelen her reklam mesajı gibi onu da ilk seferde gördüm. oysa en önemli mesajlarda hep telefon uzakta olur, üç gün sonra görürüm, olaylar gelişir vesaire. mesaj diyordu ki; gnctrkcll'liye Wagamama'da 2. ANA YEMEK HEDIYE! burada doğal olarak wagamamanın ne olabileceğini sorguladım. restoran olduğu belliydi ama adı wagamama olan bir yerde ne satıyorlardı acaba. en arkasında durduğum tahminim milupa sebzeli bebek püresiydi. okumaya devam ettim. En eğlenceli noodle restoraninda, sana özel bu avantajlı.... vs. Abi... noodle yemek ne kadar eğlenceli olabilir ki? -dün ne yaptınız ben gittikten sonra? -noodle yedik ÇOK EĞLENDIK! noodle ile ilk tanışmam bundan seneler öncesine, anime izleyip büyüyünce japon olmaya ant içmiş halime denk geliyor. yurt dışından gelen hazır noodle'ı sıcak su ile hayata döndürmek suretiyle başladığım bu yolculuk plastik bardağın yarısında buram buram yüzüme vuran soğanlı ve bilimum anlam veremediğim sebzeli sıcak su buharıyla son vermiş, elimdeki paket çöplükteki haklı yerini almıştı. anlayamıyorum zaten restoranları ve farklılık çabalarını. mc donald's ı ele alalım. oradan yemek söylememin iki sebebi var. 1. yakınımızda burger king olmaması. 2.burger king'in yemek sepetiyle anlaşması olmaması. ve caddenin üst ucunda bulunmaları, siparişi 20 dakikada getirmeleri ve bütçeme en uygun fiyatlara sahip olmaları mc donald's a stretejik bir önem yüklüyor mahallemiz coğrafyasında. ama yiyecekleri o kadar çöp ki... yani yok mc turko yok diyet salata, yok kahve gibi saçma alanlara yönelmeseniz? yöresel yemek istersem yapan yer bol. salata istesem o da bol. kahve istesem o en bol, elli metrede bir kahveci var artık. kahveciler = insan benzincileri. her siparişimde de aynı şeyi söylüyorum ahah. bir adet jumbo quarter pounder menü. yemeye değer tek şey bu kaldı. bir de dondurmalar. bunun dışında, okulu evden uzakta biri olarak söylemem gerekirse; hayatta en zevk alınan yemek ayaküstü alınan köfte ekmektir, seyyardan yenilen tavuklu pilavdır, esnaf lokantasındaki 3 çeşit yemektir. en zevksizi de yemekhane yemeğidir.

20080420

para konuşur

-buyrun. -yarın akşam, yedi, sakarya. -on iki ytl. -buyrun. -bir ytl bozuk çıkar mı? -yok ne yazık ki. -bugün çok bozuk para kıtlığı çekiyoruz ya. semtçe bozuk paramız yok. -... -ne yapacağız? -tamam sen bana kırk ver para üstü yeter. -yok olmaz öyle. -iyi o zaman iki ytl borcum olsun, zaten hep burdan bilet alıyorum, veririm. -yok ama kasada eksik çıkarsa cebimden veriyorum. -iyi o zaman üç ytl sende kalsın? -olmaz ben niye alayım senin paranı? -... -ben sana vereyim şu kırk ytlyi bir yolunu bul. -... /////////////////////////////// -hoşgeldiniz -[cute] ya şu beş ytlyi bozar mısınız? [/cute] -tabi -bilet almam gerekiyor da sorun çıktı, sağ olun. -buyrun. ///////////////////////////// -al iki ytl. -kim bozdu? -fırın. -bir şey aldın mı bozdurmak için? -tabi ki hayır. -bak bize bozdurmuyorlar, sana bozdurdular. -...

20080418

enter the dragon

alternatif başlık: yeni başlayanlar için ejderha
ejderhalar, mitolojik ortamların en baba yaratıklarından, titan tokatlayan kanatlı sürüngenlerdir. çağlar boyu insanların koşarak kaçtığı bu güzide yaratıklar, günümüzde yerini radyasyona bırakmıştır. bunu ülkemizde hiç ejderha olmamasına bağlayabiliriz ama konudan uzaklaşmak istemeyiz değil mi? ejderha nedir? ejderha, atıyorum, yedi katlı bir apartman boyunda, üç tenis sahası genişliğinde, allı pullu, yerine göre ağzından ateş püskürten ve hayatı ondan bundan hacıladığı hazinenin üzerinde uyuyarak geçiren bir efsanedir. neden ejderha? bilmem. ejderha konsepti ve berkadam yıllarca ejderhalar hor görüldü, korkutucu varlıklar olarak lanse edildi. hadi açık olalım, gerçeğin böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. peluş bir ejderhaya kimse hayır demez. onlar fantastik edebiyatta, hep hazinesinin üstünde uyuyan, inine gireni yakan ve koyun yemeye düşkün varlıklar olarak resmediliyor. rol yapma oyunlarında ise güçlü bir düşman. yok efendim büyü yemez (magic missile atın bol bol), titan döver vesaire. ABI EJDERHASIN BIR KERE DUSUNSENE! kafadan bin yıl yaşıyorsun. annen seni yumurtlayarak dünyaya getiriyor ve üzerine oturuyor, yaşamının ilk yüz yılı güvenli bir ortam içindesin. yuvadan çıktığında en baba savaşçı bile pullarını parçalayıp sana vurabilmek için sihirli silahlara ihtiyaç duyuyor. uçabildiğinden bahsetmiş miydim? hapşurunca gözlerin kapanıyor, bir açıyorsun her yer yanmış, öyle güçlü bir nefesin var fireball ayarında. AMA SEN NE YAPIYORSUN? iki toprak lordunun hazinesini çalıp, üç beş çiftlikten koyun hacılayarak yıllar yılı uyuyorsun. sonra iki maceracı mağaraya geliyor, zayıf noktanı buluyor, katlediyor seni?! hemen bir hobi ediniyorsun kendine. yabancı dil kursu, büyü okulu ya da ne bileyim fotoşop falan öğren? hayat böyle geçmez yatarak. daha sık dışarı çıkıyorsun. aktivite partnerleri bul, manita yap takıl. buradan oyun yapımcılarına sesleniyorum... her şey gibi ejderha kavramının da içini çürüttünüz. ejderha ya kırmızıdır ya siyahtır bir sakin olun. ya ateş kusar ya asit. hadi asit olayını da siz çıkardınız affettim. ama orada dur bir. yok buz ejderha, yok kristal ejderha, yok petek ejderha. arı sineği gibi ejderha yaptınız ulan! evet hommIII ek paketinden bahsediyorum. yaratıcı olun biraz. al bugün uykudan uyanınca aklıma gelen ilk fikir. uzay-zamanı kontrol edebilen ejderha yapın. düşünürken bile titredim. corn flakes'inizi şekerli yiyin oğlum az. sinirlendim gidiyorum.

20080412

yeni başlayanlar için jöle

buna benzer bir yazı yazmıştım eski bloglardan birinde. ama bu gece efsane geri dönünce dünyanın yeni bir rehbere ihtiyacı olduğunu farkettim. benim gibi bir uzman bile yanlış kaşık darbesiyle monitörü klavyeyi jöleye bulayabiliyor efendim. aldınız jölenizi yaptınız. daha da güzeli; annenize yaptırdınız. soğudu dolapta. çıkardınız yiyeceksiniz. peki nelere dikkat etmek lazım?
  • jöle; adı üstünde, kabında duramayan bir şey. siz karnınızı doyurmaya çalışırken rahat durmayacaktır. esneklik katsayısı şımarıklık derecesiyle doğru orantılı olup, masum bir kaşık sıyırışı karşılığında bile yeni tişörtünüzü, güzelim monitörünüzü ve güzel başlayan gecenizi mahvedebilir. sakin olun.
  • önceden belirteyim. jöle yemeye karar vermekle büyük risk aldınız. ama başarırsanız ödülü de büyük olacak.
  • jöle ya tabaktadır ya kasede. hedefimiz tabaktan ağıza güvenli bir rota çizmek.
  • kaşığı dikkatli kullanın. ilk saplama anı çok önemli. o kadar önemli ki anlatamam. çok baskı yapmayın. on sekizlik bir çıtıra nasıl yaklaşırsanız jöleye de öyle yaklaşın. kızlar için opsiyonel olarak: yaralı bir köpek yavrusunu sevmek.
  • saatte elli kilometre hızla uçan şeffaf bir cisim görmediyseniz doğru yoldasınız. gördüyseniz alttaki maddeye geçin.
  • demek döktünüz :((( parçayı kaşıkla geri almayı denemeyin. bundan hoşlanmayacak ve ufkunu genişletecektir. elinizi pençe yaparak olduğu yerden dik kaldırın. böylece hem lekeyi en aza indirger hem de parmaklarınızı yalama şansı elde edersiniz.
  • ne kadar çok yerseniz o kadar çok ustalaşacağınızı sanıyorsanız... yanılıyorsunuz. her seferinde aynı heyecan pls.
  • karanlıkta jöle yemeyin.
  • alkollüyken jöle yemeyin.
  • karanlıkta alkollüyken kesinlikle jöle yemeyin. deneyimle sabittir.
  • arkadaşınızla beraber yiyorsanız lütfen ensesine vurmayın. vuracaksanız ehliyet kursunda edindiğiniz ilk yardım kitabı yakınlarda olsun ve suni teneffüs bölümüne ayraç koyun.
  • demek bitirdiniz. afiyet olsun. şimdi dolaba gidip ikinciyi alabilirsiniz <3
stock image kullandım. bugünleri de görecekmişiz. ---------------- yazarken çalan: Echo And The Bunnymen - The Killing Moon

20080410

zamanda soru işareti

hayır windows... hayır. bilgisayarımı baştan başlatmayacağım. bunu 10 dakikada bir sormanın hiç anlamı yok. kararım kesin. bu deja vu için sana teşekkür ederim. ben seksenli yılların ikinci yarısında doğmuş bir insan olarak, neden hep yaşamadığım dönemin mantığından, sanatından zevk alıyorum. neden "bu akşam hangi filmi izlesem?" sorunsalında künyesinde 2008 yazan filmleri pas geçiyorum? neden yıllar önce dağılmış grupları dinlemek bana zevk veriyor? neden zamanı yakalayamıyorum? neden sorulabilecek en kötü sorulardan birisidir. annem olsa "aç sözlüğe bak" derdi. hazıra alışmışız, hazır bilgiye. internet çağı bunu tavana vurduracak, ne yazık. geçen gün bana üç adet genel kültür sorusu sordular. dilimin ucunda olmasına rağmen bilemedim. yanımda bilgisayar olsa üç cevabı bulmam üç dakikamı almazdı. dedim ki sırıtarak "artık bilgi çağındayız yaşlılar. kafanızda böyle abuk şeyleri tutmanıza gerek yok. önemli olan bilgiye nasıl ulaşacağını bilmek." wikipedia sağolsun kafamda bir milyon abuk şey var oysa ki. izlediğim şeylerden çok etkileniyorum son zamanlarda. hep kendimi buluyorum. belki de izlediğimde kendimi bulacak filmleri, dizileri buluyorum. size en sevdiğim spam mailimden bahsedeyim. bugün aldım kendisini. şöyle ki; (unknown sender) (no subject) içini açtım boş. hiç yazı resim yok. aradığım spam'i buldum sonunda <3

20080407

adam katil...

I can kill a man, dismember his body, and be home in time for "Letterman". But knowing what to say when my girlfriend's feeling insecure... I'm totally lost.
-Dexter, Dexter

20080405

20080401

sörf yerim

bu ara karışık kafalar yaşıyorum. kafayı başka alanlara yoruyorum. dolayısıyla blog da neymiş? hayatta yapmak zorunda olmadığım bir şey olarak favorilerimden kendisi. istediğin zaman yaz ne güzel. tabi karışık kafa yaşanınca hemen uyuşturma fonksiyonu içeren görselleri olaya dahil ediyorum rahatlamak için. hayır televizyondan bahsetmiyorum. oturun yamacıma size audiosurf anlatacağım. baştan belirteyim. müzik oyunlarının hastasınım. müzik ritim oyunları dersek daha güzel bir ifade olur. bu harika tür genelde kişisel bilgisayar dediğimiz muhasebeci aygıtlarına pek uğramaz. uğradığı zamanda inkarımla karşılaşır. inkar ederim. k. orhan ve h. akan bana audiosurf önerdiklerinde yine aynı tepkiyi vermiştim; inkar. bilgisayarda güzel müzik oyunu olamazdı, olmamalıydı. ne zaman ki 2008 bağımsız oyunlar festivali finalisti olduğunu öğrendim, o zaman içimde bir şüpheyle fitifiti gidip steam üzerinden çektim kendisinin demosunu. kendime geldiğimde saatler geceyarısını gösteriyordu, bense oyunu almak için para yatıracak bankamatik arıyordum caddebostanda. oyundan bahsetmek gerekirse... mp3 arşivimizden bir şarkı seçiyoruz; oyun bundan bir pist oluşturuyor; şarkının özelliklerine göre yola engeller koyuyor. biz de grilerden kaçarak renklileri alarak psychedelic ortamlara dalıyoruz, manyak atıyoruz. başka modları da var ama amacımız beyin uyuşması, diğerleri uyanmaya yönelik. sanırım bu özetten sonra bir iki video koysam daha iyi anlaşılır. anlaşılamayacak şey ise oyunun ne kadar eğlenceli olduğu ve oynanışın müzikle bir gitmesi. müziğin içinden, daha doğrusu üzerinden gitmek gibi. durum böyle böyle olunca bana da çeşitli şarkılar denemek düştü.ne yalan söyleyeyim, arşivimde ne varsa denedim zorladım. yavaş şarkılarda eğlencelik bir oyun tarzı, hızlılarda hipnoz etkisi hissediliyor. shiny toy guns koydum eğlendim, ardından bach bestesi koydum; nohut gibi terledim. tanju okan koydum hüzünlendim, joy division koydum yokuş aşağı yuvarlandım öyle bir oyun. ha unutmadan sanırım epilepsi oldum. (epilepsi olunmaz doğulur)(acaba) bu güzel tanıtımımdan sonra heveslenip oyunu oynayacak canlar için puan sisteminde kullandığım ad berkadam. ülkenizi türkiye seçerseniz komşulara bakmayı unutmayın. kim bilir belki ben de ordayımdır ahah.