20080228

süper yarasa atukku!

herşeyi yoluna koyuyorum gibi ama garip olaylar da meydana gelmiyor değil. düzenlediğim uyku saatlerim, her sabah yaptığım kahvaltı, vitaminler ve kendimi zorla dışarı atmalarım eski performanslarımı kazandırıyor bana. dolunayda ortam çocuğuna dönüşüyorum o derece. ayrıca kitap okuyorum, dersleri takip ediyorum, düzenli bir yaşantım var. garip olaylara gelirsek... konsantrasyon kaybı; bazen atlamalar yaşıyorum ('lan ellerim ıslak ne zaman yıkadım?' gibi) aşırı pot kırma (konsantrasyon kaybıyla ilgili neyse ki herkes anlayışlı bu aralar) hiperaktivite (oturduğum yerde sıkılmaya başlıyorum gecenin bir saati) aşırı sinir (komik patlamalar yaşıyorum çok eğlenceli) hayata döndüm diyebilirim ahah
-o-
100 soruluk 10 anket nasıl doldurulur -bir tane ben -bir tane oda arkadaşım -iki tane oda arkadaşımın ailesi -iki tane arkadaşlar (kafeteryaya anket taşımak suretiyle) -iki tane arkadaşların arkadaşları (daha adımı bilmiyorlar ama anketimi doldurdular) -bir tane kafeteryada çalışan bayan (onu da tanımıyorum zaten yarım doldurmuş >:o ) -geriye kaldı bir tane (bir buçuk)
-o-
dünyanın en komik yaratıkları no.1 suspiria'daki yarasa suspiria benim için hayal kırıklığı oldu. hakkında çok şey okumuştum. italyanlar... hepiniz aynısınız. (jessica harper gençken uffieye mi benziyor ne?)
-o-
bazen gerçekten fırsatları harcıyormuşum gibi geliyor. sonra da diyorum ki; 'boşver, ya olsaydı ne olacaktı?' soru bu. olursa ne olur?
-o-
şapşalım.

20080225

çıldırıyorum. nokta.

oh hai guis! delirdiğim farkındaysam delirmiş sayılmam değil mi? 3 gün önceye dönüyoruz... -kahvaltı sonrası- peder: bak dün gazetede okudum. bir tane şizofren çocuk varmış aynı senin gibi. onun başından geçenleri anlatıyordu. berk: nasılmış? peder: önce çok içine kapanmış , arkadaşlarıyla bağlarını koparmış. sonra takip edildiğini sanmaya başlamış. berk: bütün semptomları gösteriyorum ama beni kimse takip etmiyor. -GÜNÜMÜZ- takip ediliyorum...
-o-
düşündüm de eskiden daha süperdim ben sanki. çizim yapardım, yazı yazardım, müzük yapardım, kitap okurdum, binlerce dergi okurdum, sınıfı geçmeyi becerirdim. şimdiyse bunların hiçbirini yapamayan koca bir tembelim, emekliyim. eski niteliklerimi geri kazanmaya karar verdim ._. kararlılığım gözlerimden okunuyor olmalı.
-o-
o arasıra aklıma gelen suçlularla savaşmak için organizasyon kurma olayının işlendiği bir film izledim az önce. adı outlaw. beğenmedim. nasıl desem, ingiliz soğukluğu var filmde. bir de ne kadar doğu asya intikam filmi varsa izlemeyi kendime görev bildim.
-o-
wow. sana söyleyeceklerim var. aboneliğimi nasıl bir ay geçmeden iptal ettiğimi gördün değil mi? benim üzerimde etkin yok. kontrol bende. öptüm bye.
-o-
soldaki yeşil çizgi bir piksel kaydırdığımı ve asla kendimi affedemeyeceğimi sembolize ediyor
şu an yaşama hakkını ortaya koyup mücadele eden insanlar için söylemek istediğim birşey var. bugüne kadar birisi ölünce üzülmemiştim. bugüne kadar kendi problemlerim dışında hiçbir şey gün boyunca aklıma takılmamıştı.

20080222

anlatmasam olmazdı...

eve bir geldim. velet kardeşim ve arkadaşının abiyeğah gel gel senin çok ilgini çeker diye beni odalarına çağırmalarıyla teybin tuşuna basmaları bir oldu. evet teyp. çünkü bu albüm bir kasetti ve cd versiyonunun olması dünya için büyük bir tehlikeydi. kasedin üzerinde dj pokemon çocuk şarkıları - türkçe sözlü yazıyordu... haber ve arşiv değeri olan bu saçmalığı gözardı edemezdim.ve albümü inceledim. şarkı listesi a___ 1.ölürem pokemon 2.ya savaşa ya'da turnuvaya 3.yürü pokemon yürü 4.pikatçu 5.sevimli pokemonlar b___ 1.bizim dünyamız 2.hadi seyret 3.pokemonlar sonsuza kadar 4.nanana 5.ey pokemon albüme bir türkü cover'ı olan ölürem pokemon ile başlıyoruz. albümdeki bütün şarkılar cover sanırım. vokalde vocoderla (ya da kana kana solunmuş helyum gazıyla) donatılmış çocuksu bir ses var. özellikle sinir bozması için tasarlanmış. çocuklar bunu severse ben çocukları sevmem. ya şavaşa ya'da turnuvaya, mambo italiano şarkısının cover'ı. aynı modda gidiyor. yürü pokemon yürü tahmin edebildiğiniz gibi yürü yavrum yürü fistanını sürü. kulaklarımdan kan sızmaya başladığı için daha fazla dinleyemedim ama yan odadan duyduğum kadarıyla albümde teknodan yunan popuna kadar her türlü doku, motif, kültür mevcut. one man project gibi gözüken bu albümü ayrıca pokemonu geçtim hiç bir şarkının lisans hakkını tanımadığı paylaşımcı mantığı içinde kutluyorum. kim bilir belki de ilk turkish house ikilisi bu albümü dinleyen bebelerden çıkacak. belki de patlama yaparım. not.1 evet dışarı çıkmayı başardım not.2 turkish house ikilisi diye birşey yoktur. varsa da çoktan vardır.

bir hal eki olarak uyku

iğrenç internet bağlantısı yüzünden lost404'ün gelmesi yarım saat ertelendiğine göre bu süreyi bloga, dolayısıyla kendime ayırmaya karar verdim. saat 06:38, benim için sanki 18:38. günlerim tersine döndü. bu uyku çok komik bir şey. bunu herkes kabul etsin bir kere. niye uyuyoruz biz yahu? çok yoruluyoruz diye mi? hadi diyelim çok yoruldum, yan yatsam geçmez mi? uzansam sadece. neden bilincimiz şuurumuz kapanmak zorunda pili biten durasel ayısı gibi. günde en az 6 saat uyuyorum. yazık günah yani. hayatımın dörtte biri boşa geçiyor. bari rüya görsem. düzenim geri gelsin diye uyumayayım diyorum o da olmuyor. öğlen saat 3-4 gibi otururken kafam düşmeye başlıyor. tamam yaşlı gibi hissediyorum da o ayrı. ama o gariban halimde bile birşeylerle uğraşmaya devam ediyormuşum ki her yeni güne bunu ne zaman yaptım lan ben diye başlıyorum. yaptığımı hatırlamadığım şeyler var. bu da onlardan biri ; uyumaktan arta kalan zamanlarımda wow oynuyorum. o da bir tür derin uyku olduğu için kış uykusunda sayılırım. yani nimet sayılabilecek bir hafta okuldan kaytarma macerası ancak bu kadar kötü değerlendirilebilir. beni dışarıya çıkartabilen tek şey kart ödemesi oldu. dün çıkacaktım uyuyakalmışım. ama bugün çıkacağım kesin inat ettim. dışarıya çıkmak için uykuyla mücadele eden berkin hüzünlü hikayesi. post prodüksiyonda.

20080220

monster

intergalaktik yıldız günlüğü bugün kaptanın uzaktan görüp beğendiği gezegene gittik...
uyumamakla vaftiz edildiğim adisyon bir gecenin ardından ellerimi iki yana koyup eğilerek dışarı baktım pencereden bir toprak lorduymuşçasına. toprak lorduymuşçasına çünkü burayı seviyorum ama insanları sevmiyorum. canıma değsin. içine haddinden fazla insan sığdırılmış devlet otobüsü aynı zamanda sünger çekmediğimiz sürece evde hava dolaşımına katkıda bulunan ahşap pencere kenarlarımızı titretiyordu motorunun gürültüsüyle. kapı çaldı. geceyi sabah etmiş biri için hiç de devrik olmayan, upuzun bir cümle kurdunuz az önce, buyrun ödülünüz dediler, aldım. her koli gibi o da kahverengiydi. açtım. içinden yumoş çıktı. çocukluğuma döndüm. vernel. kampanya. ödül. koli. yumoş. yumoşa özel bir paragraf ayırmak istiyorum. yumoş; temiz ve kokulu çamaşır fetişi olan bir beyaz ayıdır. beyaz ayı; çünkü hem beyaz hem de kutup ayısı değil. bugün memnuniyetsizlikten çok şükran havası var üzerimde. uykusuzluktandır heralde. ya da izlediğim filmden. yaptığım kahvaltıdan zevk aldım. evim olduğu için çok sevinçliyim. geleceği düşünüp korkuyorum. evet, mutlu da olduğuma göre, artık üzülebilirim. bahar geliyor. çok pis bahar geliyor. hüzünlenmek için son aralık. elimi çabuk tutayım.

20080213

pipe dream

02.00de yatış ve 08.00de kalkış gibi kendi standartlarım için erken hareketlerden sonra perdeyi aralamamla dünyanın bembeyaz olduğunu görmem bir oldu. başka yerlere yağdı mı bilmiyorum ama burada kar var. doğanın insanı manipüle etmesine, gaza getirmesine, modifiye etmesine hastayım. bence her vücutta 'kar kası' diye birşey var. 3 gün penguen gibi yürüyünce gelişen bu kaslar karda düşmememizi sağlıyor ve hiçbir bilimsel açıklaması yok. Varsa da ben yaptım diye inanmazlar. Zaten başka birşey anlatacaktım ben. Konumuz pipe dream.
A pipe dream is a fantastic hope or plan that is generally regarded as being nearly impossible to achieve.
Türkçesi ulaşılması imkansız gibi olan hayallere denk geliyor. Hani uğrunda son kurşununuzu harcadığınız, tüm kartlarınızı açtığınız ama bir adım bile yaklaşmayan hayaller. Bu kavramla tanışmam yanlışlıkla oldu. Yoksa ben gerçekleşsin diye hayal kurmam zaten. Sadece gameboy oynuyordum. Yıllar önceye dönüyoruz. 20 in 1 korsan kartuş. Oyunun ismi pipe dream. tabi bu apple versiyonundan bir görüntü, gameboy versiyonu daha yeşil daha sıkışık daha sevgi dolu. ismine ironik bir şekilde bağlı olan oyunda amaç akan suyu hep aktırmaktı. su ana girişten yavaşça akmaya başlardı, rastgele olarak verilen borularla su yolları yapmak gerekirdi. pas geçmek yoktu bu parçaları ama koyduğun parçanın üzerine bir başka parça koyabilirdin içinden su geçmediyse. bu puan kaybı demekti. her parçayı iyi değerlendirmeliydin. sakin olup 3 blok öteden suyu nasıl geçireceğini hesaplamalıydın. çünkü su hep gelirdi sinsice. çok sinsiydi su. borunun açık kalan ucuna yaklaşınca müzük hızlanırdı. nın - nın - nın - nınnının- nınnının diye heyecanlandırırdı. hayata ne kadar benziyor demek ucuz bir hareket olurdu.

20080212

Olmasını İstediğim Mantıklı/Mantıksız Şeyler ve Bir Daha Dünyaya Gelsem?

uvmk hanım'ın işaretlemesi üzerine işte cevaplarım ._. oysa daha bugün sınıftan iki bağyan arkadaş bir deftere hayatta yapmak istedikleri şeyleri yazarken (the bucket list diye bi film izlemişler) bana sorduklarında bir cevap bulamadım. bağyan dedim özellikle çünkü sanırım kızlar gelecek planlamada daha başarılı. şimdi düşünecek zamanım olduğuna göre: -daha çoz özgüven daha az kuruntu daha çok hırs daha az ego daha çok ilham daha az endişe kısaca god mode on. -japonyada bir süre hakkını vererek yaşamak isterim. -hmm hatırladım paralı asker olmak isterdim eskiden ahah (gizlice hala arzuluyorum) -hobilerimin birisinde uzman ve sanatçı duyarlılığının doruklarında olmak isterim. elektronik müzük mesela. bu yine en realisti oldu gibi. -biraz daha yavaşlatılmış yaşamayı ya da daha hızlı düşünmeyi isterim. etrafımda olanların tamamının farkına varmayı. çok şey istediğim için çok utanıyorum. ama istemediğim birşey dünyaya tekrar gelmek olabilirdi. hani fotoğraf haber vermeden çekilince güzel çıkar ya, onun gibi birşey sanki. şimdiyse benim işaretlediklerime geldi sıra; mammamiyya ve hakan

20080211

diyaloglar

3 sene önce... berk: abi istanbul ne güzelmiş ya şimdi anlıyorum kirli havasını bile özlemişim snif snüf ohh be zengin hava diğeri: evet abi ya o neydi üç gün dayanamadım diğeri birinci dönem okulu bırakırken berk hala devam ediyor (uzatarak) bugün sabah - sosyoloji dersi hoca: peki hiç aklınızdan intiharı geçiren oldu mu? -sessizlik- berk iç ses: bunların hepsi ölmek istiyor hocam ama cevap vermiyorlar lan iwannadieplix diye blog açtık ben de cevap vermiyorum ne iş ama şimdi cevap versek geyiğe saracak. bi kız: ben düşündüm hocam. hoca: özel değilse anlatır mısın? bi kız: lise 1 zamanıydı... özele giremiycem hocam. -~- hoca: peki isaac asimov adını duyan var mı aranızda? ben dahil 4 kişi el kaldırır koca sınıfta. bu alt sınıflar çok bihaber. hoca: i,robot diye bir kitabı vardı ne anlatıyordu onda? arkadaş: insanın robotlaşmasını insani duygular yaşayan birinin robot çıkmasını.. berk fısıldar: abi kitabın sonunu söyledin? hoca: ne diyo arkadaşın fikrini mi belirtti? arkadaş: yok hocam kitabın sonunu söyledin okuyamıycam diyor. bu alt sınıflar çok suskun. artık sınıfta ben konuşmaya başladım o derece. -~- öğle- kantin berk: bapsi naber ya bapote bapiş? (ulan okulda da bu konuşmayı yaydım ya eforumu düzgün işlere harcasam şu an çok farklı yerlerde olurdum) arkadaş: bapote iyidir ya bapsi. bi kız: ya ne diyosunuz ben hiçbişey anlamıyorum. berk: ee anlamazsın tabi biz bu konuşmayı yedi senede geliştirdik. arkadaş: ben yedi dil biliyorum türkçe, barzoca, apaçiçe... berk: barzistçe zaten ingilizce fransızca almanca onları sayma.

20080206

kutsal terimler sözlüğü

arkadaşlarla aramızda onlarca terim uydururuz. daha doğrusu olan terimlerin varyasyonlarını çıkartırız. mesela:
suk, suks, suke, sukke, suksor, suz, suze, süz, süze, süzette, süks, sükse kökeni: ing. to suck meali: yeterince iyi, kaliteli olmayan
bapsi, bapoş, bapote kökeni: tr. baba meali: yakın hissedilen kimse gibi

20080201

L O S T

yazmadığım zamanlar okumak istiyorum ama yazmadığım zaman kimse birşey yazmıyor nedense.
_SPOILER SPOILER SPOILER_
lost. lost lost lost. LOST. lost. lost'la ilk karşılaşmam gittiğimiz bir stüdyonun rahat koltuğunda sıra beklerken oldu. işleten çocuklar izliyordu, ben de izlemek zorunda kaldım. o zamanlar tepkim 'olm o kadar millet ne buluyo bunda kehehe' şeklindeydi. ta ki bir gün yurttaki arkadaşlardan bölümleri alana kadar. elimde tam 2,5 sezonluk dizi vardı. cd-tray-i açtım, ilk dvd'yi yerleştirdim. kendime geldiğimde hayatımdan 4 saat gitmişti. günler günleri kovaladı. bense okula gidip lost izliyordum. arkadaşlardan gerideydim, bu yüzden hem kendi başıma izlemek zorundaydım hem de odama gelip spoiler verme tehditlerine katlanıyordum. ama hızlıydım. her gün dörder beşer bölüm izliyordum. ertesi güne ödev mi var? hiç önemli değil! vize mi? o ne ki? walt'ı kaçırdılar oğlum! ben de adanın içinde yaşıyordum artık. onlardan biri gibiydim. ama onlar mango yerken ben yurtta patlıcan kızartma konservesi yiyordum. yurt benim hatch'im olmuştu. 108 dakikada bir sıradaki lost bölümüne tıklıyordum. herkesin haftada bir izlediği diziyi ben haftada 20-25 şeklinde izlemeye başlamıştım. o 2 4 6 12 18 tarzında ilerleyen sayıları asla ezberlememekle beraber senaristlerin tekniğini çözmüş basit detaylara takılmaz hala gelmiştim. jack idolümdü. senaryo gereği batırıldıkça ben kızıyordum adama ne yapıyorsunuz diye. sawyer gibi yürümeye başlamıştım. arkadaşlarıma yetiştim sonunda. artık sabahlayıp amerikanyada çarşamba gecesi yayınlanan diziyi perşembe sabahı güneşin doğmasına ramak kala izliyorduk. hele üçüncü sezonun finalini izlememiz efsanedir. lost'un dördüncü sezonu birkaç saat sonra 2 saatlik premier bölümle başlayacak. izlemeyenler aşağıdaki videoyu izlemesin. izleyenler için 8dakika15saniyede üç sezonun özeti;